Instagram

SergiExhibition: Seni Ne Çağırıyor ?/ What is it calling you?

SergiExhibition: Seni Ne Çağırıyor ?/ What is it calling you?

 

Bir sanat girişimi olarak İlk kez 2013 yılında Eskişehir'de yaşayan ve çalışan 24 sanatçı tarafından temellenen AlarmArt, bu kentte sanat kültürünün önemli bir parçası olarak ulusal ve uluslararası ölçekte sergiler gerçekleştirmektedir. Seni Ne Çağırıyor? temasıyla tasarlanan sergi, AlarmArt ve Cermodern işbirlikteliğiyle 13 sanatçının 25 eserini biraraya getiriyor.

SENİ NE ÇAĞIRIYOR?
Beni deniz çağırıyor. Ben (o'yum ki) deniz (beni) her çağırdığında gidenim. Deniz beni onda gizlenenleri görebildiğim için çağırıyor. Deniz beni onda gizlenmeyi bildiğim için çağırıyor. Deniz her gelip gittiğinde kıyıya bazı şeyler bırakıyor, kıyıdan (da) bazı şeyleri alıyor. Beni ufuk çağırıyor. Ben (o'yum ki) ufuk (beni) her çağırdığında kağıdına bir çizgi çizenim. Çizgi beni ufka yaklaştırıyor, çizgi beni ufukla konuşturuyor, çizgi beni ufku benim çizdiğime inandırıyor. Beni kanatlar çağırıyor. Ben (o'yum ki) kanatlar (beni) her çağırdığında uykusunun bir yanından (uykusunun) diğer yanına dönenim. Kanatlar bir uykuyu bir düşe daha çok yaklaştırıyor, kanatlar bir düşü insanlara daha inandırıcı kılıyor. Herkesin kanatları, onun uykusunu bekliyor. Beni gök(yüzü) çağırıyor. Ben (o'yum ki) gök beni her çağırdığında gidenim. Gök beni onda atan kalbi duyabildiğim için çağırıyor. Gök beni onun katmanlarında dolaşabildiğim için çağırıyor. Bu güne kadar her şeyi (yer yerine) göğe ektim, şimdi her şeyi gökten topluyorum. Beni ezgi çağırıyor. Ben (o'yum ki) ezgi (beni) her çağırdığında onu sesleyenim. Ezgi beni ona parmaklarımla dokunabildiğim için çağırıyor. Ezgi beni onu renklendirebildiğim için çağırıyor. Ben ezgiye benzemeyi seviyorum sonunda. Ezgi; bana... Beni bir masaldan, bir avdan, bir okyanustan bir yunus çağırıyor. Yunus beni hep bir mercan kalıntısına giden bir dip akıntısına çağırıyor. Ben (o'yum ki) yunuslar (beni) her çağırdığında kıyıda bir ateş yakanım. Ben oyum ki ateşin başına yunuslarla toplananım. Sabah olunca birimizden biri kalkar, okyanusa gider; ya yunus, ya ben, ya ateş... Beni ateş! çağırıyor. Ben (o'yum ki) ateş her yandığında ona çırağ, ona çamurdan nesneler, yandıkça, piştikçe seçilen renkler ve pek saydam sırlar taşıyanım. Ateş beni ondan öğrendiğim için çağırıyor; ateş beni ona köz taşıdığım için çağırıyor. Beni ışık çağırıyor. Ben (o'yum ki) bir yerden bir yere onun hızında (b)akmayı bilenim. Işık geldiği yerlerden imgeler alıyor, ışık vardığı yerlere resimler yapıyor. Ben elimde bir avuç gümüşle ışığı bekleyenim. Işık beni onu hangi madenle beklemeyi bildiğim için çağırıyor. Beni boşluk çağırıyor. Ben (o'yum ki) boşluğun üzerine gerdiğim ipte, sakınımsız, ağsız yürümeyi bilenim. Boşluk (beni) onu arşınlamayı bildiğim için çağırıyor. Boşluk ben onda yürüdükçe kendi boyutlarının ayırdına varıyor. Boşluk fark edilmeyi seviyor, boşluk her şeyden daha büyük olduğunun bilinmesini diliyor. Beni sis çağırıyor. Ben (o'yum ki) sisin ardından bakmayı, ama herkesten başkayı görmeyi bilenim. Sis içerilerinde sakladıklarının kadrini bilir, onlara kıymet katar; sis onların boyunlarına çiğ damlaları olarak yapışır, açık yakalarından içerilerine akar, açık yaralarından bedenlerine sızar. Beni masal çağırıyor. Ben (oyum ki) bir masaldan uzanıp gerçeğe tutunanım. Ben bir masal (beni) her çağırdığında güncesini kuşananım. Bir masal en çok da bir ressamın günlüğüne yaraşır. Bir masalda yaşamayı başaramayan, pek az yaşamış sayılır. Beni rastlantı çağırıyor. Ben (o'yum ki) zarafet ile kristal bir anda karşılaşmayı dileyenim. Evreni kışkırtmak için bir yoldur rastlantı; yolunu değiştirmek için ahkâm kesmektir. Rastlantı cereyan etmek için bir resim kollar hep; ben olasılığa olanak veririm; o da bana bir resim verir. Beni irtifa çağırıyor. Ben (o'yum ki) yeryüzüne birkaç adım olsun geriden, yukarıların tenhalığından, uzaklığından, kuşların göç yolundan ve meteorların tutuşmaya başladığı kat ve katmanlardan bakmanın görkemin yanında hiç'liğe, yok'luğa, beyhude'liğe pek yakın bir yerde, herkesin yanında ve herkesle birlikte eşitlendiğimizi görüp gösterenim. İrtifa beni yeryüzünden yakınmak için, irtifa beni yeterince yukarıdan salıvermek için yanına çağırıyor.
LANPİR
Mayıs, 2019, Eskişehir

//

WHAT IS IT CALLING YOU?
Sea is calling me. I drift towards sea (I am it) every time it calls out to (me), because I can see what is hidden within it. It calls me because I know that I can hide within it. As it ebbs and flows, it both leaves things behind as well as sweeps things away.
Horizon is calling me. Every time horizon (I am it) asks so of (me), I draw a line on its paper. The line brings me closer to the horizon, it makes me talk to it, and has me believe that it is me who draws it.
Wings are calling me. Every time they call me (I am it), I both return from as well as return to (their) sleep. They both bring a dream closer to sleep, as well as make a dream more believable for human beings. Everybody's wings wait for their sleep.
Sky is calling me. I float towards sky (I am it) every time it calls out to me, because it knows I can hear its heartbeat. It calls me since I can wander across its heavens. I now am harvesting all that I have planted throughout sky (instead of earth) up until this point.
Melody is calling me. I warble melody (I am it) every time it calls out to (me). It calls me because I can touch it with my fingers, I can colour it. You could say that I adore mirroring it. That is, mirroring the melody to me.
A dolphin, from a fairy-tale, a hunt, an ocean is calling me. It calls me beneath the underset to the coral reefs. I light a bonfire on the beach every time dolphin (I am it) calls me. We all gather around that fire. At dawn, one of us gets up, either the dolphin or I or the fire, walks towards the ocean...
Fire is calling me! Every time fire (I am it) burns, I bring it light and objects made of clay. As it continues to smoulder, I bring it certain colours and transparent secrets. It calls me because I learn from it and bring cinder to it.
Light is calling me. I know how to both gaze at and flow with something at its own speed. It gathers images from where it radiates, and creates paintings upon wherever it shines. I await it with a clump of silver in hand. It calls me since I know with what metal to wait for it. Emptiness is calling me. I know how to fearlessly walk on a tightrope above emptiness (I am it) without a net. It calls (me) because I know how tread through it. As I pace through, it clears around me. It adores being noticed, and wants to be known as being bigger than everything else.
Mist is calling me. I know to not only how to look at mist (I am it), but also to see it differently from everybody else. It knows the value of those who hide within itself. It values them, and clings to them as dewdrops. It flows into their open neck and oozes out of their open wounds.
Fairy-tale is calling me. I step out of a fairy-tale (I am it) and weave it into fact. I wrap its diary around me whenever it calls (me). It behoves most with a painter's diary. One who fails to live in a fairy-tale, he is regarded to have lived little.
Coincidence is calling me. I long to suddenly come across crystal but in an elegant fashion. Coincidence is one means of provoking the universe. It dogmatizes in order to change your path. It always looks after a painting in order to take place; I allow possibility and it in turn gives a painting. Altitude is calling me. Besides looking at the surface few steps from behind, from the solitude of above, from afar, from the flyways of birds, from the layer(s) at which meteors start to break into smithereens, I see and show into a place close to nothing, close to non-existence, close to vain that everyone becomes equal both next to as well as with it. It calls me to complain about the surface and to drop me from high above enough.
LANPIR
Mayıs / May 2019, Eskişehir

 

Talebiniz Gerçekleştirilirken Lütfen Bekleyiniz



Bu işlem talebinize göre biraz vakit alabilir.